Sosyal Medya’da İftira,
loading…
Bu aralar çoğalan sosyal medya kaynaklı soruşturmalarda yaşadığımız bazı ilginç dosya tecrübelerini, teknik gariplikleri ve insanların haklıyken nasıl haksız konuma düştüğünü biraz anlatmak istedim.
Klavye kavgaları bayağı çoğaldı. Gerçi Türkiye’de trafik ışığında bile kavga çıkma ihtimali hep var. Hatta, “35 plaka kibarlığı ve diğerleri” diye ayrı bir yazı yazmak lazım. İzmir’de insanlar hâlâ bir level (Gamer-coder nesli lisanı böyle işte ) daha medeni tartışıyor gibi geliyor bana. En azından korna ile başlayan olayın otomatik olarak medieval war’a dönme ihtimali biraz daha düşük.
Sosyal medya tarafında ise bazen küçücük bir olay bir anda ceza dosyasına dönüşebiliyor. Bir yorum, bir story, bir caps, bir ekran görüntüsü… Sonra müvekkiller bana dosya gönderiyor. Daha ben PDF’i açmadan kendi kendine strese giriyor. “Hocam galiba bittik.” Niye bittik? Daha ortada teknik inceleme yok. Ham veri yok. Somut hiçbir kayıt yok. Ama insanların morali ilk dakikada çöküyor. Karakol ve Mahkeme algısı da bu korkuyu körüklüyor, “ Koskoca Facebook “ yanlış yapacak değil ya? Bu arada, isteyen meta desin ben çıktığı isim olan Facebook ile kodladım kendilerini, güncelleme lüzumu görmüyorum.
Ben bu dosyalarda çok garip şeyler gördüm. Kırpılmış mesaj gördüm. Tarihi kaymış ekran görüntüsü gördüm. Konuşmanın yarısını dosyadan silip kalan kısmı mahkemeye veren gördüm. Aynı hesabı üç kişinin kullandığını gördüm. Hesabı eski sevgilinin yönettiğini gördüm. “Kesin suç” diye anlatılan dosyada IP kaydı çıkmadığını gördüm. Savcılık evrakında “Google Translate ile çeviri yapılmıştır” yazısını gördüm.Bu çeviri hala favorim. Yabancı raporu otomatik çeviri programıyla çevirmişler. Biz de ekran görüntüsünü aldık, çıktısını sakladık. Kendi içimizde yarı şaka yarı ciddi “Pro Çeviri” diyoruz artık.
İnsanlar dışarıdan dijital dosyaları çok güçlü sanıyor. Ekran görüntüsü görünce herkes FBI olmuş gibi davranıyor. Halbuki dosyanın içine girince bazen lego dağılıyor. Paylaşım herkese açık mı belli olmuyor. İçeriği gerçekten kim yükledi belli olmuyor. Saat UTC mi yerel saat mi karışıyor. NAT IP çıkıyor ama port kaydı olmuyor. Hesap aynı görünüyor ama oturum başka cihazdan açılmış çıkıyor. Bazen ihbar alan şirket çalışanı bile içeriği görüntülememiş oluyor ama suçlama çok büyük oluyor. İsnat kısmı 2 dakikada yükleniyor, ispat kısmı loading… Ama yargı veya vatandaş her kaydı otomatik doğru kabul edince işimiz biraz zorlaşıyor.
Bu suçlamalarda size kim iftira attı onu bile uzun süre bilmiyorsunuz. Şikayet anonim gelebiliyor. Adam direkt ilgili şirkete ihbar veya şikayet atmış oluyor. Bazen aracı bir sisteme ihbar düşüyor. Bazen yurtdışı merkezli bir platform üzerinden kayıt geliyor. Şikayetçi kim tam belli olmuyor. “Olur mu öyle şey?” diyorsunuz. Olur. Oldu. Yaşadık. Hatta bazı dosyalarda önce sistemi çözmeye çalışıyorsunuz. Kim şikayet etmişten önce hangi yapı neyi raporlamış onu anlamaya çalışıyorsunuz. Sonra teknik kayıt istiyorsunuz. ABD’den cevap bekliyorsunuz. Log inceliyorsunuz. En sonunda tablo netleşiyor. Ama evet… çözdük . 😎
İnsanların yaptığı en büyük hata da panikle kendini batırmak oluyor. Haklıyken haksız konuma düşüyorlar. Daha dosyayı görmeden ifade veriyorlar. “Sinirlendim yaptım”, “şaka amaçlıydı”, “tam hatırlamıyorum”… Sonra iş büyüyor. Halbuki önce dosya okunur. Gerçekten paylaşım var mı bakılır. Tam hali nerede bakılır. Teknik kayıt var mı bakılır. Yoksa ortada yalnızca bir ekran görüntüsü mü dolaşıyor ona bakılır. İnsan bazen yapılmayan bir şeyi ispatlamaya çalışırken daha kötü hale geliyor. “Ben yapmadım” diyorsunuz ama bir noktadan sonra insan kendi kendine “ulan yapmadığımı nasıl kanıtlayacağım” psikolojisine giriyor.
Favori savunmalarımdan biri var “Kuzenim yaptı.” Şaka gibi geliyor insanlara ama gerçekten duyuyoruz bunu. Hatta bunu söyleyen insanlara hemen “cahil” muamelesi yapılıyor. Çünkü teknolojiye uzak insanlar bazen gerçekten hesabın nasıl yönetildiğini, oturumun nasıl açık kaldığını, erişimin nasıl paylaşılabildiğini bilmiyor. Ben bu avunmayı yapanlara cahil demedim, hemen şikayetçi olmayın. Ama şu tarafı da var; dijital suç dosyasında savunmanın “kuzenim yaptı” seviyesinde kalması komik olmanın yanında çok ağır sonuçlar doğurabiliyor. Yanlış kurulan bir savunma insanı teknik olarak haklıyken bile haksız konuma düşürebiliyor.
Yıllar önce haberlere yansıyan bir olayda emekli bir hakimin bile buna yakın savunma nedeniyle ceza aldığı konuşulmamış mıydı? İnsanlar dışarıdan bakınca gülüyor ama işin içinde teknik inceleme, oturum kaydı, IP analizi, cihaz eşleşmesi, platform verisi gibi alanlar var. “Ben yapmadım” demek tek başına yetmiyor. Ne yaptığını, neyi reddettiğini, hangi teknik boşluğu gösterdiğini de bilmek gerekiyor. Maksimum savunma seviyesi “kuzenim yaptı” diyen kişilerin sizi yargılaması hoşunuza gider miydi? Dijital dosyalarda yalnızca hukuk bilgisi yetmiyor olabilir mi? Teknolojiyi, sosyal medya altyapısını, dijital delilin nasıl çalıştığını gerçekten anlamak gerekiyor.
Ceza hukukunun temel mantığında masumiyet karinesi var. Sistem “git masum olduğunu kanıtla” mantığıyla çalışmıyor. İspat yükü iddia makamında. Birini suçluyorsan düzgün ispatlayacaksın. Tahminle olmaz. Hissiyatla olmaz. “Büyük ihtimal budur” ile olmaz. Bizim ( ve sizin) hukukta “in dubio pro reo” diye bir ilke var. Havalı Latince söz olması yanı sıra çok da işlevsel . Çok basit ama net bir mesajı var: Şüphe varsa sanık yararlanır. Sosyal medya dosyalarında bazen savunma teknik detaydan kazanıyor. Bazen tek eksik log kaydı dosyanın yönünü değiştiriyor. Bazen tek saat farkı bütün hikayeyi dağıtıyor. Bazen veri sağlayıcı müzekkere cevabı bütün dosyayı çökertiyor. Mesele şüpheyi izah etmeye kalabiliyor.
Teknoloji bilmeden dijital suç dosyasında savunma yapmak da komik yerlere gidiyor. Kahve içmemiş adamın espresso yorumu yapması gibi oluyor. Hayatında iPhone kullanmamış adam çıkıp “Apple mağduriyeti var burada” diyor. Session kaydı ne bilmiyor, iki faktörlü doğrulama ne bilmiyor, NAT IP ne bilmiyor ama dijital suç dosyasında kesin konuşuyor. Ben bunu da gördüm. Avukatlık o yüzden bayağı multidisipliner hale geldi. Kanun maddesi yetmiyor artık. Bazen yarı hukukçu yarı yazılım/IT ekibi gibi çalışıyorsunuz. IP kayıtlarına bakıyorsunuz, Log inceliyorsunuz, saat dönüşümüne bakıyorsunuz. Sosyal medya dosyaları dışarıdan göründüğü kadar düz ilerlemiyor. Soruşturma ilerledikçe dosyanın içi değişmeye başlıyor. Dışarıdan bakınca “hesap belli”, “rapor gelmiş”, “ABD tespit etmiş” gibi görünüyor. Dosyanın içine girince farklı çıkıyor.
Takip ettiğimiz dosyalardan birinde savcılık makamı bile sonunda şunu kabul etmek zorunda kaldı: Hesap sanığa ait görünse bile paylaşımın gerçekten sanık tarafından yapıldığı ispatlanmamıştı. Dijital materyal incelemesi yapılmamıştı.İçeriğin herkese açık olup olmadığı ve paylaşımın gerçekten sanığın cihazından yapılıp yapılmadığı net değildi. Sonuç? Savcılık makamı beraat talep etti. İnsanlar bunu duyunca şaşırıyor ama ceza hukukunun mantığı tam olarak böyle olmalı
Dijital delili mutlak gerçek gibi gören çok. Ben hâlâ “dijital delil vs müvekkil beyanı” tartışmasında masumiyet karinesini destekliyorum. Saat kayıyor. Oturum başka cihazda açık kalıyor. Veri eksik geliyor. Sistem otomatik işlem yapıyor. Bir platformun kendi algoritması bazen içerik işaretliyor ama gerçek kullanıcı davranışını tam anlatmıyor. NAT IP çıkıyor ama port kaydı olmuyor.
Bazen mahkemeden platforma müzekkere yazılmasını istiyoruz. Ham veri gelsin diyoruz. ( Genelde bir süre sessizlik oluyor bu talep sonrası) Oturum kaydı gelsin diyoruz. İçerik gerçekten görüntülenmiş mi görelim diyoruz. Paylaşım kamuya açık mı bakalım diyoruz. Bazı dosyalarda platform çalışanının bile içeriği hiç görüntülemediği ortaya çıkıyor. Yalnızca otomatik işaretleme çalışmış oluyor. Ama dışarıdan bakınca insanlar bunu “uluslararası suç raporu” gibi yorumluyor. Halbuki bazen raporun içinde bile “içerik görüntülenmedi” yazıyor.
Bir de çeviri tarafı var. Orası bazen ayrı trajikomedi. Takip ettiğimiz bir dosyada savcılık evrakında açık açık “Google Translate ile çeviri yapılmıştır” yazıyordu. Gerçekten yazıyordu. Raporda paylaşım lokasyonu U.S. yazıyor. Çeviride: paylaşımı yapan: “Biz” diye çevrilmiş. Trajikomik.
Kısacası; sosyal medya soruşturmalarında en büyük mücadele “olmamış bir şeyi” anlatmaya çalışmak oluyor. Bu kolay değil. Ama doğru teknik okuma, doğru savunma refleksi ve dosyanın gerçekten içine giren bir yaklaşım birçok insanın hayatını ve yargılama sürecini değiştirebiliyor. Siz şüpheye odaklanmaya devam edin. In dubio pro reo Av. ONUR PUĞ



